Bugün Cuma namazında çok ilginç gelişmeler yaşandı.
1-Havalar bu kadar soğuk olmasına rağmen,Fatih Camiinde,belki de tarihte ilk defa bu kadar az sümük çekmeli tahiyyata oturuldu. (bunda TRT'nin canlı yayın yapıyor olması da etkili olmuş olabilir.)
2-Dün şehit edilen Molla'mız için Fatih Camiinde toplanıldı. Bir grup kardeşimiz,direk yürüyüşe geçerken,diğer grup avluda kaldı ve Gıyabi Cenaze namazını kıldı!
Daha başka şeylerde vardı ama onlar bu kadar etkili şeyler değildi.
Evet müslüman kardeşlerim,
Camide tahiyyata oturduğunuz zaman istediğiniz kadar sümük çekin,söz bundan sonra bişi demicem;ama Allah rızası için artık bölünmeyin.
Yok siyonizm,yok israil,yok amerika,yok zulüm,.....
Şimdi soruyorum size:
Abdülkadir Molla'yı kim şehid etti?
Bizim hiç suçumuz yok di mi?
Kesin yok,katılıyorum size!
(13.12.2013)
13 Aralık 2013 Cuma
27 Mart 2013 Çarşamba
Hayat ve Ölüm!
![]() |
| twitter.com/delilermektebi |
Ölüm,
Her canlının tadacağı;
ve her canlının kaçtığı mutlak son!
Bir gün işinizden,okulunuzdan çıkıp
evinize giderken;
evinizden işinize veya okulunuza
giderken;
alış-veriş yaparken;
arkadaşlarınızla gezerken;
Fatih'te Fevzi Paşa caddesi veya
herhangi bir semtte,
herhangi bir caddede
herhangi bir binanın çatısından
herhangi bir kiremit
veya sıvasından küçük bir beton parçası
düşebilir
ve sizin başınıza isabet edebilir.
ya da çoluk çocuğunuzla
evinizin balkonunda otururken
bir magandanın silahından çıkan
kör bir kurşun size isabet edebilir ve
ölebilirsiniz
veya bu kör kurşun
yanıbaşınızda bulunan
dünyada sahip olduğunuz en değerli
varlığınız olduğunu o anda anlayacağınız
biricik yavrunuza isabet edebilir
ve bu durumsa sizi ölmekten beter eder.
Yolda
yürürken ayağınız kayıp da düşmeniz için
mevsimin kış,havanın karlı,yerlerin de
buzlu olmasına gerek yok
veya ayağınızın kaldırım taşı ve benzeri
şeylere takılmasına da gerek yok.
çok küçük bir tansiyon değişimi
sonucunda
dengenizi kaybedip,
kafanızı bir taşa ya da demire vurup
ölebilirsiniz.
Ölmek için düşmeye,kurşuna,kiremit ya da
sıva parçasına,
kaldırım taşına,kışa-kara ve bunlara
benzer hiç bir unsura gerek yoktur.
Durup dururken,hiçbir sağlık sorununuz
yokken;
hatta kendinizi sıhhatinizin zirvesinde gördüğünüz
bir anda
doktorların anlam veremediği
ve beyin kanaması diyerek geçiştirdiği şekilde
basitçe ölebilirsiniz.
Fakat ölmek için sebep aramaya da gerek
yoktur.
Ölüm bir gerçektir ve öleceğiz.
Bir diğer gerçek de hayattır.
Ölmek için bir sebebe gerek yoktur,
ama yaşamak için sebeplere ihtiyacımız
vardır
ve çoktur da sebeplerimiz.
Mesela,
küçük bir çocuğun ilkokul diplomasını
alabilmesi için
büyümeye ihtiyacı vardır,
büyümek için de yaşamaya!
Bu çocuğumuz yaşayacak,büyüyecek;
ilkokul,lise,üniversite diplomalarını
görecek;
yüksek lisans-doktora tezlerini yazacak.
Bu arada evlenecek,
çocuk sahibi olacak,
büyütecek,okutacak,evlendirecek...
Çocuğunuz tüm bunlara sahip olmak için
yaşamak isteyecek;
siz de tüm bunlara şahit olmak için!
Yani ne siz,ne çocuğunuz,ne de
torununuz!
Hep bir şeyler için yaşamanız
gerektiğini düşüneceksiniz.
Öyleyse ne yapmamız gerekiyor.
Ölümü beklemek mi?
Hayır!
Ölüm An'dır;Hayat Zaman!
An'ı yaşamak istiyorsan;
Zaman'ı iyi kullan!
1 Ocak 2013 Salı
Çağdaş Ticaret Teknikleri
Geçen gün bir para transfer işlemi için muhafazakar bankalardan birine gittim.Burada not düşmek istiyorum: normal şartlarda transfer işlemleri için bu bankaları kullanmıyorum; çünkü işlem ücreti alıyorlar,belki de muhafaza(!) etme ücretidir!
Yapacak olduğum işlem başka bir yakınımın işi olduğu için biraz zaruri de olsa gittim bankaya. Yani 3 kuruş para göndermek için, 3 kuruş da bankaya verdik!
Tabi asıl konumuz bu değil! Asıl konu muhafazakar(!) bankaların varlığı.
Para yatırma işlemimi yaparken hemen yan tarafımda muhafazakar(!) bir kadın müşteri, yine muhafazakar(!) kadın vezne görevlisiyle para çekme işlemini görüyordu.
Müşteri para çekmek istediğini belirtince veznedeki ablamız,hesap vadesinin gelmesine daha 3 gün olduğunu ve günü gelmeden çekerse kar payı alamayacağını, söyledi.
Şimdi "kar payı da ne ki acep" diye sormak geldi içimden ve ben de sordum içime! Kar payı, vadeli hesaba yatırdığın parayı ilgili bankanın işletmesine ve elde ettiği kardan sana verdiği sisteme deniyor.
Peki nerede işletiyor bu parayı?
Onların dediğine göre; gemiler alıyor, şirketler kuruyor vs. vs.
Acaba gerçekten öyle mi?
Hani bu bankalar aldıkları bu paraları diğer bankalar gibi devlete faize veriyor mudur dersiniz?
Bu paranın gayri resmi olmasa da gayrı dini işlerde kullanılma ihtimalini söylemiyorum bile!
Günahlarını almayalım; belki de vermiyorlardır.
Zaten benim ilgilendiğim konu da bankaların ne yaptığı değil; neticede bir nevi ticaret yapıyorlar kendilerince.
Benim ilgilenmek istemeyip de aklımın bir şekilde ilgilendiği konu: bu bankalardan vadeli hesaplar açtırıp, bir yerlerden aldıkları fetvalarla gönlü hür, vicdanı hür gezip dolaşan muhafazakarlar.
Şimdi bu bankalarda hesabı olan Sakallı Hüsnü'ler, Kasketli Ahmet Efendiler, Kapalı(!) Emine Bacılar!
Size sormuyorum!
Evet yanlış okumadınız, size sormuyorum!
Güzide(!) mektebimizin(!) Güzide Delilerine soruyorum:
Acaba bu bankalarda vadeli hesabı olan muhafazakarlardan(!) bir kişisi bile demiş midir?
"yaaa şu bizim paralarla aldığınız gemiler nerde, kurduğunuz şirketler nerde ne iş yapar? bi tur neyin düzenleseniz de şöyyyle ailecenek gezsek!"
27 Kasım 2012 Salı
muhteşem üçlü: sokak,sevda ve ben
"ben sevdanın oturduğu o sokakta oturuyorum,
geceler hiç bitmiyor ben hiç uyumuyorum..."
şiirin ikinci mısrasını yazma sebebim anlam bütünlüğü ya da farklı şeyler değil!
bi sebebi yok yani! ne yalan söyliyim; niye yazdığımı ben de bilmiyorum!
ama bu yazıda üzerinde duracak olduğumuz kısım birinci mısra:
sevda,sokak ve ben(!) üçleminde bazı durumlar hakkında incelemelerde bulunacağız.
bizim mahallemizde,oturduğumuz mahallede, sokak yoktu! yani üçlemimizin en etkili faktörlerinden birini elemiş bulunmaktayız. tabi sokak yoktu diye sokak kavramını hemen inceleme dışına atacak değiliz;yeri geldiğin de onu da konumuza dahil edeceğiz.
şimdi gelelim sevda sözcüğümüze.
sevdayı burada şairin hangi yönüyle ele aldığı biraz açık olsa da içinden neler geçirdiğini bilmiyoruz;ama burada görünen sevda'nın bir isim olduğu.aslına bakarsanız ben de bu yazımda sevdayı bir isim olarak ele alıp incelemek isterdim;ama bizim mahallemizde bir sokak olmamasının yanında bir sevda'da yoktu! hiç olmadı da! büyüklerime sordum; benden öncede uğramamış sevda bizim mahallemize,bizim semtimize. bu sebeple ben bu yazımda sevdayı bir kişi olarakdan ziyade;bir durum,bir olay olarak;yani sevi,aşk gibi sözcük anlamlarıyla incelemeye karar verdim.
asıl konumuz olan sevdaya geçelim.
bizim mahallemizde öyle büyük sevdalar yaşanmadı hiç,yani ben hiç görmedim duymadım.
bir aynalı tahir yoktu mahallemizde ya da bir tatar ramazan çıkmadı semtimizden.şimdi leyla-mecnun,ferhar-şirin,tahir-zühre,kerem-aslı muhabbetine girersen içinden ne siz ne ben çıkamayız gibime geldi ve girmiyorum o sulara!belki de bu sevdaların yaşanmamasında mahallemizin sosyal ve ekonomik durumunun etkisi olmuştur diye tam düşünecekken;düşündüm de hiç de alakası yok!durum çok da müsaitmiş böyle sevdaların yaşanmasına.peki niye yaşanmadı o zaman? evet düşünüyorum,düşünüyorum bulamıyorum!
harbi abi ya! hadi beni geçtik arkadaşlarımdan,düşmanlarımdan da yok! diyecektim ki,benim düşmanım da yoktu lan mahallemizde! olay ortada mahallemizde hiç büyük aşklar yaşanmamış; kızlarının güzellik konusunda hiç de fena olmamasına rağmen! aslında ben hiç böyle bir değerlendirmede bulunmadım,şu kız güzel şu değil diye. peki bu kanıya neye göre varıyorum? abi bir mahallenin kızlarının en büyüğü onsekizinde kocaya kaçar mı ya? valla kaçtılar,kaçıranlar da armut değildir heralde ha! siz ne diyosunuz?
1 Kasım 2012 Perşembe
Mecnun'un Leylası
“Kerpiç kerpiç üstüne kurdum binayı,
Binayı kurar iken gördüm Leyla’yı.”
İnsanın aklı hafsalası almıyor! Neymiş efendim, kerpiç
kerpiç üstüne bina kurarken Leyla’ya âşık olmuş. Bir mutayit(!) çocuğu olarak,
gençlik çağımın tamamına yakını bina kurmakla geçti; Leyla ise hala geçmedi,
göremedim! Tabi kerpiçle tuğlayı bir tutmuyor illa kerpiç olacak diyorsanız,
orası ayrı. Geçenlerde arkadaşım Hakan Korkmaz, kanka herkese kesin bi defa
gelirmiş dedi. Anlıcanız Azrail gibi bişey bu! Madem öyle! Leyla, sana
sesleniyorum! Kaçarın yok kızım! Eninde sonunda geçicen o yoldan! Geç, bari iş
işten geçmeden! J
Mecnun(!)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
